Bazı sözler vardır; ilk duyulduğunda fazla basit gelir. İnsan, içinde derin bir anlam arar ama bulamaz. Sonra yıllar geçer. Aynı söz, farklı zamanlarda, farklı insanların yüzünde, farklı hayatların içinde tekrar tekrar karşısına çıkar. İşte o zaman anlar ki, en büyük hakikatler en süslü cümlelerde değil, en yalın ifadelerde saklıdır. Amerikan yerlilerine atfedilen “Bir atın ölü olduğunu fark ettiğinizde yapacağınız en iyi şey inmektir” sözü de bunlardan biridir. Çünkü bu söz, aslında bir atı değil; insanın gerçekle kurduğu ilişkiyi anlatır. İnsanın en büyük sınavı, gerçeği görmek değildir. Asıl sınav, gördüğü gerçeğin bedelini ödemeye razı olabilmektir.

Hayatın neresine bakarsanız bakın aynı sahneyle karşılaşırsınız. Bazen yıllarca omuz omuza yürüdüğünüz bir dostluk, fark ettirmeden çıkar ilişkisine dönüşür. Sohbetler samimiyetini kaybeder, ziyaretler zorunluluğa dönüşür, gülüşlerin yerini nezaket alır. İki taraf da bunun farkındadır ama kimse ilk cümleyi kuramaz. Çünkü “Yılların hatırı var.” demek, “Artık birbirimize iyi gelmiyoruz.” demekten daha kolaydır. Böylece dostluk bitmez; sadece canlılığını yitirir. At ölmüştür ama hatıralar kamçı olur.

Benzer bir sessizlik, kimi evliliklerde de yaşanır. Aynı ev paylaşılır, aynı sofraya oturulur, aynı fotoğraflarda gülümsenir ama iki insanın arasında artık sevgi değil, alışkanlık dolaşır. “Çocuklar etkilenmesin.”, “Bu yaştan sonra düzen mi bozulur?”, “El âlem ne der?” gibi cümleler, gerçeğin üzerini örten ince bir örtüye dönüşür. Oysa insanın zihni gerçeği bilir. Psikolojide buna bilişsel uyumsuzluk denir. İnsan, değiştirmeye cesaret edemediği hayatını haklı gösterebilmek için düşüncelerini değiştirmeye başlar. Bir süre sonra da mutsuz olmadığını değil, mutsuzluğa alıştığını sanır.

Bu sessiz tiyatronun en gösterişli sahnesi ise çoğu zaman iş hayatıdır. Cam duvarlı toplantı odalarında, renkli sunumların ve parlayan performans grafiklerinin arasında herkes aynı oyunun bir parçası olur. Çalışmadığı bilinen projeler yeniden yapılandırılır, başarısız stratejiler yeni isimlerle tekrar masaya getirilir, hedefler biraz daha yükseltilir. Masanın etrafındaki herkes gerçeği bilir ama kimse ilk cümleyi kuramaz.

Üstelik bu tiyatroda ölü atı kamçılamanın pek çok yaratıcı yolu vardır: Atın gitmediği anlaşıldığında atı değiştirmek yerine “Demek ki biz bu ata iyi binemedik” diyerek işe yeni bir binici, yani yeni bir müdür transfer edilir. O da yetmezse, durumun gerçek nedenini araştırdığı iddiasıyla süslü raporlar hazırlayan proje ekipleri kurulur. Toplantıda başlar onaylarcasına sallanır, koridorda ise aynı insanlar bu kez hayal kırıklığıyla başlarını sallar. Masada sessizlik ödüllendirilir, kuliste cesaret serbest bırakılır. Böylece ölü at, her toplantıda biraz daha sert kamçılanır.

Her ne kadar kültürümüzde “sükût ikrardan gelir” anlayışı yaygın olsa da, hayat çoğu zaman bunun tersini gösterir. Bir toplantı odasında, aile sofrasında ya da kalabalık bir tartışmada hâkim olan sessizlik, çoğu zaman fikir birliğini değil; ortak bir çekingenliği temsil eder. İnsanlar sustukları için aynı fikirde değildir; aynı riski almak istemedikleri için sessizdir. Bu nedenle sessizlik, çoğu zaman onayın değil, bedel ödemekten kaçınmanın en sessiz biçimidir.

Aynı mekanizma siyasette de işler. Aslında mesele siyaset değildir; ait olma ihtiyacıdır. İnsan bazen doğruyu kaybetmeyi göze alabilir ama ait olduğu kalabalığı kaybetmeyi göze alamaz. Bu yüzden birçok ölü at, inançla değil; aidiyet duygusuyla kamçılanır. İnsan çoğu zaman kötülüğü seçtiğini sanmaz; yalnızca düzeni bozmadığını düşünür. Fakat tarihteki birçok büyük yanlış, kötülüğün cesaretinden çok, iyilerin konforu tercih etmesi sayesinde büyümüştür.

Aslında bu hikâyenin en zor bölümü ne dostluklarda ne evliliklerde ne de iş hayatındadır. En zor sahne, insanın aynanın karşısında tek başına kaldığı andır. Çünkü herkes bir başkasının ölü atını görebilir; kendi bindiği atı görmek ise çok daha zordur. Sevmediği işe yıllarca gitmek, çoktan anlamını yitirmiş bir hayalin peşinden koşmak, artık inanmadığı bir fikri sırf geçmişte savunduğu için savunmaya devam etmek… Bunların hiçbiri atla ilgili değildir. Bunların hepsi insanın kendisiyle ilgilidir. Çünkü attan indiği an, yalnızca bir yolu değil, kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi de değiştirmek zorunda kalacaktır.

Belki de bu yüzden insan, ölü ata değil; kendi egosuna tutunur. Attan inmek bazen sadece vazgeçmek değildir. “Yanılmışım.” diyebilmektir. Yıllarını verdiği bir kararın yanlış olduğunu kabul edebilmektir. O güne kadar savunduğu düşüncenin artık kendisini temsil etmediğini söyleyebilmektir. İşte bu yüzden gerçeği görmek kolay, ona göre yaşamak zordur.

Çünkü attan indiği an sadece yeni bir yol seçmiş olmayacaktır. Aynı zamanda yıllarca savunduğu kararların, verdiği emeklerin ve kurduğu hayatın yanlış olabileceğini de kabul edecektir. İnsan için en ağır yük, kaybettiği yıllar değildir; o yılları yanlış bir şeye vermiş olabileceği ihtimalidir. Bu yüzden bazen ölü atı değil, geçmişini kamçılar.

Hayatın her alanında ölü atı kamçılamaktan kurtulmanın tek yolu, daha güçlü bir kamçı bulmak değildir. Daha yüksek sesle bağırmak da değildir. Çözüm, gerçeği inkâr etmek yerine onunla yüzleşmektir. Bazen en radikal dürüstlük, başkalarına söylenen değil, insanın kendisine itiraf ettiği cümledir. Cesaret her zaman savaşmak değildir; bazen bitmiş olanı onurla geride bırakabilmektir. Çünkü bazı kapılar, ancak arkalarından sessizce çıkıldığında kapanır.

Ölü atı kamçılamak yalnızca projeleri, ilişkileri ya da fikirleri tüketmez. Zamanla insanın karakterini de aşındırır. Her sustuğunda biraz daha… Her rol yaptığında biraz daha… Her inanmadığı sözü savunduğunda biraz daha… Gün gelir, geriye koşan bir at değil; kendi sesine yabancılaşmış bir insan kalır. Çünkü insanı en çok yoran şey, yanlış bir yolda yürümek değildir. Doğru olmadığını bildiği hâlde o yolda yürümeye devam etmektir.

Belki de insanın hayatında kurabileceği en özgürleştirici cümle şudur:

“Bu at öldü. Ben artık yürümeyi seçiyorum.”

Faydalı olması dileğiyle.

—Doğrusunu öğren—

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir