Mülakat odasının vitrini, sahanın değirmeni:
personel seçmek neden tek başına yeterli olmaz?
Mülakat odalarında, parlak ışıklar altında, janjanlı özgeçmişler ve profesyonel maskeler arasında bir yetenek avı oynanır. Şirketler en yetenekliyi, en tecrübeliyi, en öğrenmeye açık olanı bulmaya çalışır. Yetenek avı başarılı geçip imza atıldığında, işe alım departmanları için süreç başarıyla tamamlanmış gibi görünür. Ama bu, büyük bir illüzyonun başlangıcıdır.
Çünkü personel seçmek, o insanın şirketteki başarısını veya kalıcılığını garanti etmez. İşe alım bir varış çizgisi değil; çalışanın, o insan öğüten kurumsal değirmenin çarkları arasına atıldığı başlangıç noktasıdır. Şirketlerin işe alım süreçlerindeki öncelikleri ile sahanın o yıkıcı gerçekleri arasındaki uçurum, her geçen gün daha da derinleşmektedir.
Mülakat Masasının Öncelikleri: Hangi Özellikler Daha Önemli?

İşe alım süreçlerinde adayın nitelikleri kabaca ikiye ayrılır: Öğretilebilecek özellikler ve öğretilemeyecek özellikler. Bir şirketin mülakat odasında vereceği en kritik karar, bu iki gruptan hangisine öncelik tanıyacağıdır. Kurumsal gerçekler göstermektedir ki; öğretilemeyecek olan karakter özellikleri, sonradan kazanılacak teknik becerilerden katbekat daha önemlidir.
1. Öğretilebilecek Özellikler (Teknik Bilgi)
E-ticaret, evrak takibi, kasa işlemleri, muhasebe süreçleri, raporlama veya ürün bilgisi gibi başlıkların hepsi, bir hafta veya birkaç aylık iyi bir oryantasyon programıyla bir insana yüklenebilecek teknik becerilerdir. Bunlar sonradan eklenen eklentilerdir. Şirketler, sırf bu teknik bilgiyi biliyor diye yanlış karakterdeki birini işe alarak en büyük hatayı yaparlar. Teknik bilgi, saksının içindeki bitkinin cinsi gibidir; onu her zaman değiştirmek veya geliştirmek mümkündür.
2. Öğretilemeyecek Özellikler (Karakter)
Adalet, çalışkanlık, disiplin, dürüstlük, empati yeteneği, girişkenlik ve öğrenmeye açıklık gibi kavramlar ise o insanın hamurudur, karakteridir. Belirli bir yaşa gelmiş bir insana mülakat odasında dürüstlüğü, disiplini veya empatiyi öğretmek imkansızdır. Ya vardır, ya yoktur. Burası saksının içindeki topraktır. Eğer karakter toprağı çürükse, en parlak teknik bilgiyi o toprağa ekseniz bile, o bitki kuruyup gitmeye mahkumdur. Bu yüzden mülakat masasında en büyük enerji, sonradan öğretilemeyen bu kök özellikleri keşfetmeye harcanmak zorundadır.
Ve Sahanın Gerçekleri: O Saksıyı Nereye Koyuyoruz?
Yetenek avı tamamlandığında, karakteri sağlam, teknik olarak eğitilmeye hazır o ideal aday bulunur. Ancak asıl sorun tam bu noktada başlar. Parlatılmış mülakat masasının bittiği yer, çiğ gerçeklerin başladığı sahadır. Şirketler, mülakat odasında özenle seçtikleri o adayı alıp, sömürücü bir değirmenin içine bırakırlar. Aday işe başladıktan sonra mülakat odasındaki nazik tavırlarla değil, şu sert gerçeklerle yüzleşir:
- Çalışma Koşulları ve Ortamı: Mülakatta açıkça anlatılmayan o havasız ofisler, uzun vardiyalar ve sürekli esneyen mesai saatleri.
- İş Arkadaşları ve Mobbing: Yardımlaşma masalının arkasında dönen rekabet, birbirinin kuyusunu kazma yarışları ve sırf öne çıkmak istiyor diye yeni gelen çalışanı baltalamaya çalışan meslektaşlar.
- Gelişim ve Terfi Engelleri: Çalışanın yükselmesini, güçlenmesini ve mevcut pozisyonuna sığmayıp üst koltukları zorlamasını engellemek amacıyla, çalışan tam terfi edecekken yerinin değiştirilmesi gibi kurnazlıklarla terfi sürecinin sürekli en başa sarılması.
- Maaş, Prim ve Yan Haklar: Vitrinde yüksek ve cazip gösterilen ancak arka planda karmaşık katsayılar, birbiriyle çelişen performans kriterleri ve bütçe kısıtlamalarıyla çalışanın eline geçmeden tırpanlanan prim hileleri.
- Yönetici Faktörü: Personeli “solarsa sula, büyürse buda” felsefesiyle yöneten; yani çalışan tamamen pes etmesin diye önüne küçük kırıntılar atan ama çalışan ne zaman ki ekonomik özgürlüğünü kazanıp güçlenmeye başlasa onu hemen budayıp sınırlandıran idareciler.
Sonuç: Yeteneği Bulmak Kolay, Yaşatmak Zordur
Personel seçmenin tek başına yeterli olmadığı, bu iki dünyanın çarpıştığı an net şekilde görülür. Mülakat masasında ne kadar kusursuz bir işe alım yapılmış olursa olsun; o aday alınıp sahanın o insan öğütücü, çalışanın ekonomik özgürlüğe kavuşmasını engelleyen değirmen gerçeklerinin içine atıldığında, en ideal karakterdeki insan bile birkaç ay içinde ya tükenip istifa eder ya da sistemin kölesi haline gelir.
Bu yüzden, kurumsal dünyadaki süslü sunumlara ve mülakat vaatlerine aldanmamak gerekir. Bir çalışanın asıl düşmanı teknik bilgisizliği değil; o parlatılmış saksının konulduğu sahanın o sinsi, insanı özgürlüğünden koparan değirmen gerçekleridir.
–– Doğrusunu Öğren—