İnsan, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir sorunla karşılaştığında çoğu zaman kolay olanı seçer: Kenara çekilip “Beni ilgilendirmez.” der. Başkasının yaşadığı sıkıntıyı kendi hayatından ayrı görür. Oysa aynı evde, aynı işyerinde, aynı ailede veya aynı toplumda yaşayan insanların birbirlerinden tamamen bağımsız olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü bir yerde başlayan sorun, hiç beklenmeyen bir yoldan başka insanlara da ulaşabilir. Bugün başkasının problemi gibi görünen bir mesele, yarın hiç ummadığımız bir şekilde bizim hayatımızın parçası haline gelebilir.
Bunu anlatan eski ve ibretlik bir fare kapanı hikâyesi vardır.
Adamın biri eve bir fare kapanı alır. Fare, kapanı görür görmez büyük bir korkuya kapılır. Artık yiyecek ararken her an kapana yakalanabileceğini düşünür. Ne yapacağını bilemez ve çiftlikteki diğer hayvanlardan yardım istemeye karar verir. Önce tavuğun yanına gider ve evde bir fare kapanı bulunduğunu, bu durumdan nasıl korunacağını ve yiyecek ararken ne yapacağını bilmediğini anlatır. Tavuk ise bunun kendisini ilgilendirmediğini söyler. “Fare kardeş, kapan senin sorunun. Benim için bir tehlike yok.” diyerek fareyi geri çevirir.
Fare bu kez koyunun yanına gider ve aynı durumu ona da anlatır. Koyundan da yardım ister. Fakat koyun da tavuğun verdiği cevabın benzerini verir: “Kusura bakma fare kardeş, ama bu kapan benim için tehlikeli değil. Sen kendi başının çaresine bak. Senin için en fazla dua edebilirim” Fare son bir umutla ineğin yanına gider. Ondan da yardım ister, fakat inek de kapanın kendisini ilgilendirmediğini söyler. Üç hayvanın da düşüncesi aynıdır: “Bu benim sorunum değil.” Fare ise kimsenin kendisine yardım etmeyeceğini anlayınca çaresizce oradan ayrılır.

O gece evde bir ses duyulur. Karanlığın içinde fare kapanı büyük bir gürültüyle kapanmıştır. Fakat kapana yakalanan fare değildir. Kapan, evin içinde dolaşan zehirli bir yılanın kuyruğunu sıkıştırmıştır. Canı yanan yılan kıvranmaya başlar. Sesi duyan evin hanımı, elindeki mumu yakarak kapana neyin yakalandığını görmek için karanlıkta kapana doğru yaklaşır. Tam o sırada yılan kadını sokar.
Kadın zehrin etkisiyle yatağa düşer. Kocası karısını iyileştirmek için elinden geleni yapar. Ona güç vermesi için tavuğu kesip çorba yapar. Fakat kadın bir türlü iyileşmez. Komşular ve eş dost geçmiş olsun dilekleriyle eve gelmeye başlar. Gelen insanları ağırlamak, yemek ikram etmek gerekir. Adam bu kez koyunu keser. Ancak kadının durumu daha da ağırlaşır ve birkaç gün sonra hayatını kaybeder. Bu kez cenaze için köyden ve çevre yerlerden yüzlerce insan gelir. Gelen kalabalığı doyurmak için de adam ineği keser.
Böylece hikâyenin başında fare kapanını görünce “Beni ilgilendirmez.” diyen tavuk, koyun ve inek, kapanın kendisine hiç yakalanmadığı halde sonunda hayatlarını kaybeder.
Asıl Yanılgı Nerede?
Hikâyenin asıl çarpıcı tarafı, tavuk, koyun ve ineğin tamamen haksız olması değildir. Çünkü gerçekten de kapan onlar için kurulmamıştır. Fareden farklı olarak onların kapana yakalanma ihtimali yoktur. Fakat yaptıkları hata, bir sorunun kendilerini doğrudan tehdit etmemesini, o sorunla hiçbir ilgilerinin olmadığı şeklinde yorumlamalarıdır.
Fare onlardan büyük bir fedakârlık istememiştir. Sadece karşı karşıya kaldığı tehlikeden nasıl korunacağını ve yiyeceğini nasıl bulacağını sormuştur. Onlar ise sorunu yalnızca farenin problemi olarak görmüş ve kendi hayatlarının dışında tutmuştur. Oysa aynı ortamda yaşayan canlılar, birbirlerinin sorunlarından her zaman sandıkları kadar bağımsız değildir.
İnsan hayatında da benzer durumlarla sık sık karşılaşırız. Bir işyerinde bir çalışanın yaşadığı problemi görürüz ve “Beni ilgilendirmez.” deriz. Bir yöneticinin yanlış davranışına şahit oluruz, sesimizi çıkarmayız. Bir müşterinin yaşadığı sorunu önemsemeyiz. Bir arkadaşımızın haksızlığa uğradığını görür ama bunun kendi meselemiz olmadığını düşünürüz. Çünkü henüz bize dokunmamıştır.
Fakat bazı sorunların etkisi, ilk ortaya çıktığı kişiyle sınırlı kalmaz. Bir işyerindeki küçük bir düzensizlik zamanla bütün ekibin işini bozabilir. Bir çalışanın sürekli yaptığı bir hata başka çalışanların yükünü artırabilir. Bir yöneticinin yanlış uygulaması bugün yalnızca bir kişiyi etkilerken, yarın bütün ekibin çalışma düzenini bozabilir. Aile içinde görmezden gelinen küçük bir problem zamanla herkesin taşıdığı büyük bir probleme dönüşebilir. Toplumda yaşanan bir bozulma da ilk başta yalnızca birkaç insanın meselesi gibi görünürken zamanla çok daha geniş bir kesimi etkileyebilir.
“Beni İlgilendirmez” Demek Her Zaman Doğru Değildir
Elbette insanın her probleme müdahale etmesi, herkesin yükünü sırtına alması mümkün değildir. Her insanın kendi sınırları vardır. Her gördüğümüz sorunu çözmek zorunda olmadığımız gibi, başkasının hayatına gereksiz yere müdahale etmek de doğru değildir. Fakat sınır koymak başka, tamamen kayıtsız kalmak başkadır.
Özellikle ortak bir hayatın içindeysek, karşımızdaki insanın yaşadığı problemi sadece onun problemi olarak görmeden önce biraz düşünmek gerekir. Çünkü mesele yalnızca bugün kimin başına geldiği değildir. Asıl mesele, yarın neye dönüşeceğidir.
Bazen bir başkasının yaşadığı sorun bize doğrudan zarar vermez. Fakat o sorun büyüdüğünde, başka insanları etkilediğinde veya sistemin genelini bozduğunda sonuçları bize kadar ulaşabilir. Bu nedenle başkasının yaşadığı her problemi sahiplenmek gerekmese de, sorunun büyüme ihtimalini görmek gerekir.
Aynı Hayatın İçinde Yaşayanlar
Aynı evde yaşayan insanlar birbirlerinden bağımsız değildir. Aynı işyerinde çalışanlar da değildir. Aynı ailede, aynı apartmanda, aynı mahallede veya aynı toplumda yaşayan insanlar da değildir. İnsanların hayatları görünmez bağlarla birbirine bağlıdır.
Bu nedenle bazen bir başkasının yaşadığı sorun, aslında bize verilmiş bir uyarıdır. Onun yaptığı hatadan ders çıkarabilir, onun karşılaştığı tehlikeye karşı önlem alabiliriz. Bunun için aynı problemi bizzat yaşamamız gerekmez.
Başkalarının başına gelenlerden ders çıkarabilmek, aynı bedeli ödemeden tecrübe kazanmanın en ucuz yollarından biridir.
Fare kapanı hikâyesindeki hayvanlar ise bunu yapmadı. Fare korkuyla yanlarına geldiğinde onun yaşadığı problemi kendi hayatlarının dışında gördüler. Kapanın kendilerini ilgilendirmediğini düşündüler. Fakat kapanın kendisi onları yakalamasa bile, ortaya çıkardığı sonuçlardan kaçamadılar.
Bazen Sorun Gerçekten Bizi İlgilendirmez, Bazen de Henüz Bize Dokunmamıştır
Hayatta “Beni ilgilendirmez.” dememiz gereken durumlar elbette vardır. Her mesele bizim meselemiz değildir. Her insanın her soruna müdahale etmesi de mümkün değildir. Ancak özellikle ortak bir hayatın içinde yaşıyorsak, bu cümleyi söylemeden önce bir kez daha düşünmekte fayda vardır.
Çünkü bazen “Beni ilgilendirmez.” dediğimiz şey gerçekten bizi ilgilendirmiyordur. Bazen de sadece henüz bize dokunmamıştır.
Fare kapanı hikâyesinin asıl dersi de budur. Fare kapanı fare için kurulmuştu. Tavuk, koyun ve inek kendilerini güvende sanıyordu. Sonunda hiçbirisi kapana yakalanmadı. Fakat üçü de kapanın yol açtığı sonuçların bedelini ödedi.
Hayatın acı tarafı bazen budur: Bir sorunun ilk mağduru siz olmayabilirsiniz. Bu, son mağduru da olmayacağınız anlamına gelmez.
Bu yüzden başkasının yaşadığı bir sorunla karşılaştığımızda hemen sırtımızı dönmeden önce şu soruyu sormak gerekir:
“Bu gerçekten beni ilgilendirmiyor mu, yoksa sadece henüz bana dokunmadı mı?”
Bazen bu sorunun cevabını zaman verir. Fakat zamanı beklemeden anlayabilmek, insanın kendisini ve çevresini korumasının en akıllıca yollarından biridir.
Faydalı olması dileğiyle.
—Doğrusunu öğren—
Bu hikâyeyi okuyunca insan ister istemez kendi hayatındaki “beni ilgilendirmez” dediği meseleleri düşünüyor. En çarpıcı tarafı da fare kapanının aslında fareyi bile yakalamaması. Başkasının sorunu sandığımız şeylerin sonuçları bize kadar ulaşabiliyor.