Bir köylü, şehirdeki bir adamdan borç almak için sabah erkenden eşeğiyle yola çıkmış. Yolda yemek üzere birkaç karpuzu da eşeğin heybesine koymuş. Yolda gördüğü herkese de “şehre gidiyorum şehre” diye böbürlene böbürlene caka satıyormuş.

Bir süre gittikten sonra yorulup bir ağacın altında mola vermiş. Heybeden bir karpuz çıkarıp kesmiş, yarısını kendisi yemiş, kalanını da eşeğe vermiş. Biraz dinlendikten sonra yeniden yola koyulmuş.

Yol boyunca her yorulduğunda aynı şeyi yapmış. Bir ağaç gölgesi bulup heybeden bir karpuz çıkarmış, yarısını kendisi yemiş, diğer yarısını eşeğine vermiş. Böylece şehre varana kadar heybedeki karpuzları bitirmiş.

Öğle vakti şehre varmış, fakat borç almak için geldiği adamın o gün sabah öldüğünü öğrenmiş, öğle vaktinde de cenazesi kaldırılıyormuş. Cenaze namazını kılmış, hem cebi hem de heybesi boş şekilde geri köyüne dönmek üzere yola çıkmış.

Dönüş yolunda sabah dinlendiği her ağacın altında teker teker mola verip, eşekten kalan artıkları gördükçe “eşek burasını yemiş, burasını yememiş” diye diye tüm artıkları yemiş.

İnsan bazen elindekinin değerini, onu kaybedince anlar

Bu hikâyenin asıl tarafı karpuz değildir. Asıl mesele, insanın hayatın nasıl devam edeceğini bilmeden karar vermesidir.

İnsan çoğu zaman içinde bulunduğu şartları kalıcı zanneder. Bir insanla bugün yaşadığı kırgınlığın, bugün yaşadığı sıkıntının veya bugün hissettiği öfkenin yarın da aynı şekilde devam edeceğini düşünür. O anın duygusuyla kesin kararlar verir ve bazı kapıları bir daha açılmamak üzere kapattığını sanır.

Oysa hayat böyle ilerlemez.

Bugün yanında olan insan yarın hayatından çıkabilir. Bugün uzaklaşmak istediğin biriyle yıllar sonra yeniden karşılaşabilirsin. Bugün vazgeçtiğin bir fırsatın benzerini bir daha bulamayabilirsin. Bir arkadaşlık bitebilir, bir evlilik sona erebilir, bir ortaklık dağılabilir veya insan yıllardır çalıştığı işten ayrılabilir.

Bunların hepsi hayatın içinde vardır.

Yanlış olan ayrılmak değildir. Yanlış olan, ayrılırken gelecekte ne olacağını biliyormuş gibi davranmaktır.

İnsan giderken arkasında ne bıraktığını da düşünmeli

Bir ilişkiden ayrılmak gerektiğinde ayrılınır. Bir iş bırakılacaksa bırakılır. Bir arkadaşlık artık yürümüyorsa yollar ayrılır. Bir evlilik bitmişse iki insan kendi hayatına devam eder.

Fakat bir ilişkinin bitmesi, geçmişte yaşanan her şeyin değersiz olduğu anlamına gelmez.

İnsan bazen bir kişiden uzaklaşırken, o kişiye duyduğu öfkeyle geçmişteki bütün iyilikleri de siler. Bir işten ayrılırken yıllarca öğrendiklerini, kazandıklarını ve kendisine destek olan insanları unutur. Bir arkadaşlık biterken yıllarca paylaşılan güzel günleri tek bir tartışmanın arkasına iter.

Sonra zaman geçer.

İnsan sakinleşir, şartlar değişir ve olaylara başka bir yerden bakmaya başlar.

İşte o zaman bazı şeylerin aslında tamamen kötü olmadığını fark eder. Fakat geride bıraktığı ilişkiyi nasıl bitirdiğine bağlı olarak, geri dönülebilecek bir yer bırakıp bırakmadığını da görür.

Çünkü hayat insanları aynı yerde tutmaz.

Bugün sıradan görünen bir tanıdık yarın önemli bir bağlantıya dönüşebilir. Bugün birlikte çalışılan bir insan yıllar sonra başka bir yerde karşına çıkabilir. Bugün hayatından çıkardığın bir insanla, hiç beklemediğin bir zamanda yeniden aynı masada oturabilirsin.

Bu yüzden insanın her ilişkiyi sürdürmesi gerekmez; ama her ilişkiyi düşmanlıkla bitirmesi de gerekmez.

Mesele kapıyı açık bırakmak değil, kapıyı kırmamaktır

Burada anlatılan şey, insanın hayatındaki herkesi yanında tutması gerektiği değildir.

Bazen gitmek gerekir.

Bazen mesafe koymak gerekir.

Bazen bir ilişkiyi bitirmek, insanın kendisi için verebileceği en doğru karardır.

Ama gitmek ile yakıp yıkmak arasında büyük bir fark vardır.

İnsan kendi yoluna devam ederken karşısındakinin de kendi yoluna devam etmesine izin verebilir. Son sözü söylemek, karşı tarafı ezmek, bütün geçmişi kötülemek veya “bir daha asla” diyerek köprüleri yakmak zorunda değildir.

Çünkü insan geleceği bilmez.

Bugün çok kesin görünen kararlar, yıllar sonra başka şartların içinde bambaşka anlamlar kazanabilir.

Köylünün şehir yolculuğu da bunun küçük ama çarpıcı bir örneğidir. Sabah yola çıkarken planı bellidir. Borç alacak, işini görecek ve daha iyi şartlarla köyüne dönecektir. Fakat kurduğu hayal bir gün bile sürmez, daha gün bitmeden hayat onun bütün hesabını değiştirir.

Üstelik dönüş yolunda karşısına çıkan şey, sabah kendi elleriyle tükettiği karpuzların geriye kalan parçalarıdır.

Hayat da bazen insanın önüne böyle bir hesap çıkarır.

Bugün düşünmeden harcadığı bir fırsatı yarın aratır. Bugün değer vermediği bir insanı yarın özletir. Bugün öfkeyle söylediği bir söz, yıllar sonra karşısına çıkar.

İnsan her şeyi geri kazanamaz.

Bazı kapılar gerçekten kapanır.

Bazı insanlar gerçekten gider.

Bazı fırsatlar gerçekten bir daha gelmez.

Bu nedenle mesele, her kapının açık kalmasını sağlamak değildir. Mesele, kapıyı kapatırken onu kırmamaktır.

Çünkü insanın hayatında yalnızca gidişler yoktur.

Dönüşler de vardır.

Ve insan dönüş yoluna çıktığında, karşısına ne çıkacağını önceden bilemez.

Bu yüzden bazı kapılardan çıkmak gerekiyorsa çıkılır. İnsan arkasını döner ve kendi yoluna gider.

Ama çıktığı kapıyı çarpmaz.

Çünkü bugün geride bıraktığı şeyin yarın neye dönüşeceğini kimse bilemez.

Bugün elinin tersiyle ittiğin şey, yarın elinden tutmasını istediğin şey olabilir.

Hatta bazen insan, sabah bol gördüğü şeyi akşam aramaya başlar.

Ve o zaman, köylü gibi, geriye kalanlara bakıp:

“Eşek burasını yemiş, burasını yememiş.”

diye diye hayatın bıraktığı artıkları toplamaya başlar.

Çıktığın kapıyı çarpma. Yoksa eşeğin artığını yersin.

Faydalı olması dileğiyle.

www.dogrusunuogren.com

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir