Bizim kültürümüzde abartının, yersiz parlatmaların ve gerçeklikten kopan dalkavuklukların sınırını çizen muazzam bir söz vardır: “Öve öve öküz edip, boynuzunu dokuz etmek.” Sıradan, hatta olması zorunlu bir durumu alıp öyle bir allayıp pullarsınız, üzerine öyle akıl dışı süsler eklersiniz ki, ortaya çıkan o yapay portre en sonunda kendi absürtlüğünün altında ezilir.

bir ineğin kırmızı renkli mineral yalama taşını diliyle yaladığı anı gösteren yakın çekim görsel. Makaledeki 'Öve Öve Öküz Edip, Boynuzunu Dokuz Etmek' başlığıyla uyumlu, kurumsal dalkavukluk ve yapay LinkedIn övgülerini simgeleyen metaforik görsel."

İşte modern iş dünyasının podyumu sayılan LinkedIn’de her gün karşımıza çıkan alkış emojili (👏), kusursuz liderlik dersleri ve bir çalışanın ağzından aktarılan o meşhur “Patronumuzdan Allah razı olsun” temalı gönderiler tam olarak bu deyişin dijital çağa uyarlanmış halidir. Masa başında profesyonel PR ajanslarının eliyle yazılan bu modern iş dünyası fablları, acaba gerçekten sahanın, üretimin ve laboratuvarın nabzını mı tutuyor; yoksa o “dokuz boynuzlu” kurgu bir yerde patlamaya mahkum mu?

İşin mutfağını, iş hayatının acı gerçeklerini bilen bir gözle bakınca, bu paylaşımların arkasındaki kurumsal kurnazlığı deşifre etmek hiç de zor değil.

1. Maskeli Övgüler: Sadakatin Değil, Kurgunun Kamuflajı

İş hayatının çıplak bir gerçeği vardır: Bir insan haksızlığa uğradığında, mobbing gördüğünde veya hakkı yendiğinde anonimliğin arkasına sığınır. İsmini gizler; çünkü sistemin gazabından, işini kaybetmekten veya sektörde kara listeye alınmaktan korkar. Bu, sahanın en doğal ve haklı savunma mekanizmasıdır.

Peki, sistem tarafından el üstünde tutulan, maaşı-primi gününde yatan, 10.000 TL bayram ikramiyesi alan, çocuğuna burs verilen, her sıkıntısına baba şefkatiyle yaklaşılan, her ay mutfak yardımı veya erzak kolisi alan ve patronuna dualar eden bir çalışan neden maske takar?

Normal şartlarda profesyonel bir çalışan, aidiyet hissettiği ve gurur duyduğu şirketi LinkedIn gibi bir kariyer platformunda kendi ismiyle, unvanıyla haykırmak ister. Bu durum hem patronun gözünde sadakat puanı demektir hem de kurumsal basamakları daha hızlı tırmanmanın yolunu açar.

Eğer bir övgü ısrarla maske takıyorsa, o maske bir çalışanın yüzünü değil, kurgunun ta kendisini gizliyordur. O maske; ya o şirkette hiç var olmamış hayali bir personeli ya da o paylaşımı masa başında kurgulayan İK ve PR ajansının kimliğini kamufle ediyordur.

2. Anonim Cennetler ve “İsimsiz, Cisimsiz” Başarılar

PR ajanslarının ve kurumsal iletişim departmanlarının yazdığı senaryolara baksanız, bazı şirketler adeta birer “Anonim Cennet”. Bayram destekleri, dolu dolu erzak kolileri, gurme restoran kıvamında fabrika yemekleri havada uçuşuyor. Ne hikmetse bu cennetin kapısında ne gerçek bir çalışanın ismi yazıyor, ne de sahadaki gerçeklikle uyuşan somut bir cisim (kanıt) var. Her şey gizemli bir bulutun arkasına saklanmış durumda.

Bu anonimliğin arkasında çok net iki kurumsal korku yatar:

  • İfşa Olma Korkusu: Eğer o paylaşıma gerçek bir isim (“Ahmet………”) yazılırsa, LinkedIn ahalisi hemen o kişinin profiline girer. Bakarlar ki o kişi ya şirketin İK yöneticisi ya kurumsal iletişim uzmanı ya da patronun akrabası. Yani “bağımsız ve tarafsız bir işçi” değil, bizzat tiyatronun içindeki bir oyuncu.
  • Saha ile Yüzleşme Korkusu: Üretim bandında veya laboratuvarda yüzlerce işçinin düşük ücretlerden veya ağır mesai saatlerinden yakındığı bir ortamda, gerçek bir isim üzerinden “Şirketimiz bize devasa yardımlar yapıyor” diye paylaşım yaparsanız, sahada anında isyan çıkar. Diğer çalışanlar o postun altına üşüşüp, “Hangi Ahmet’e verildi bu haklar? Biz niye görmedik?” diye sorar ve yalanı saniyeler içinde patlatır. Anonimlik zırhı, sahadaki gerçek personelin hesap sormasını engellemek için kullanılan bir kalkandır.

3. İşveren Markası (Employer Branding) Çaresizliği

Bir şirketin LinkedIn’deki anonim cennet tasviri, genellikle sahadaki gerçek defoların büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Personel sirkülasyonu (turnover) tavan yapmışsa, mülakat check-listlerindeki etik kurallar ayaklar altına alınmışsa, turnikeden çıkan personelin yüzünden düşen bin parçaysa; o şirketin işveren markasını kurtarmak için masa başında hayali cennet hikayeleri yazaktan başka çaresi kalmaz. İçerideki gerçek sorunları çözmek yerine, vitrine yapay çiçekler dizmeyi tercih ederler. İşte tam da bu yüzden, sıradan bir idari süreci öve öve bitiremeyip karaktere büründürürler; ama o boynuzlar o kadar büyür ki en sonunda gerçeğin duvarına toslar.

Netice;

Bir şirketin çalışanına verdiği gerçek değeri, LinkedIn’deki alkış tufanı koparan, buram buram kurumsal PR kokan anonim postlarından anlayamazsınız. Yasal ve asgari bir yükümlülük olan “maaşı gününde yatırma” eyleminin bile bir lütuf, bir kahramanlık destanı gibi pazarlanması, iş dünyasındaki standartların ne kadar aşındığının trajikomik bir göstergesidir.

Gerçek kurumsal kültür; o şirketin kapısından içeri girdiğinizde koridorlarda soluduğunuz gerginlikte, adaylara çekilen mülakat check-listlerinin adaletinde ve akşam turnikeden çıkan personelin gözlerindeki yorgunluk oranında gizlidir.

Gerçek cennetlerin maskeye, yapay övgülere ve isimsiz fısıltılara ihtiyacı yoktur. Sahanın çıplak gerçeği, her zaman klavyenin başındaki ajans kurgusundan daha güçlüdür.

—Doğrusunu Öğren—

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir