“Mükemmel, iyinin düşmanıdır.”
— Voltaire
Açık Denizde Bir Sal
Mükemmeliyetçilik, açık denizde küreksiz bir salın üzerinde akıntıya kapılmaktır.
İlk başta deniz sakindir. Güneş yüzünü ısıtır. Kıyı hâlâ görünür. Kendine, “Biraz daha bekleyeyim.” dersin. “Şartlar biraz daha uygun olsun.” “Henüz zamanı değil.”
Oysa akıntı hiç durmaz.
Sen bekledikçe kürek çekmediğini değil, sessizce sürüklendiğini unutursun. Önce kıyı küçülür. Sonra silikleşir. En sonunda tamamen gözden kaybolur.
Seni açık denize götüren şey fırtına değildir.
Kusursuz anı beklerken seçtiğin hareketsizliktir.
İnsan hayatı da tam olarak böyledir.
Kimse ömrünü bir anda kaybetmez.
Ömür, bekleyerek tükenir.
Mükemmeliyetçilik Bir Karakter Özelliği Değil, Zaman Hırsızıdır
Mükemmeliyetçilik çoğu zaman disiplin, titizlik ya da yüksek standart sahibi olmak gibi anlatılır.
Oysa çoğu zaman gerçekte yaptığı şey çok daha acıdır.
İnsandan zaman çalar.
Üstelik bunu fark ettirmeden yapar.
Bir işi bugün bitirebilecekken yarına bıraktırır.
Bir hayali bugün başlatabilecekken “biraz daha hazırlan” dedirtir.
Bir adım atabilecekken “henüz eksiklerin var” diye fısıldar.
İnsan da bunu mantıklı bulur.
Çünkü beklemek çoğu zaman güvenli görünür.
Ama güvenli görünen her şey doğru değildir.
Denizde hareketsiz duran bir sal da güvenlidir.
Ta ki kıyı gözden kaybolana kadar.
Hayat Bir Anda Değil, Küçük Ertelemelerle Kaybedilir
Kimse bir sabah uyanıp,
“Bugün hayatımı boşa harcayacağım.”
demez.
Hayat böyle kaybedilmez.
Bugün değil…
Haftaya…
Biraz daha para biriktireyim…
Biraz daha tecrübe kazanayım…
Biraz daha cesaret toplayayım…
Biraz daha doğru zamanı bekleyeyim…
Derken aylar geçer.
Sonra yıllar.
İnsan bir gün dönüp baktığında, geçen zamana değil; geç kalmışlığına üzülür.
Çünkü zaman hiçbir zaman durmamıştır.
Sadece kendisi durmuştır.
“Bir Gün” En Büyük Aldatmacadır
Çoğumuzun hayatını yöneten görünmez iki kelime vardır.
Bir gün.
Bir gün kitap yazacağım.
Bir gün kendi işimi kuracağım.
Bir gün seyahat edeceğim.
Bir gün spor yapacağım.
Bir gün o yabancı dili öğreneceğim.
Bir gün aileme daha fazla zaman ayıracağım.
Bir gün mutlu olacağım.
Fakat takvimlerde “bir gün” diye bir tarih yoktur.
Sadece bugün vardır.
Bugün kullanılmadığında ise sessizce düne dönüşür.
İnsan, geleceği beklerken bugünü tüketir.
Ve fark etmeden ömrünü de…
Mükemmeliyetçilik Çoğu Zaman Korkunun En Şık Hâlidir
İnsan kendine karşı dürüst olmakta zorlanır.
“Başarısız olmaktan korkuyorum.”
demek ağır gelir.
Bunun yerine daha kabul edilebilir bir cümle kurar.
“Ben mükemmeliyetçiyim.”
Oysa çoğu zaman gerçek sebep başkadır.
Ya insanlar gülerse?
Ya beğenmezlerse?
Ya başarısız olursam?
Ya yeterince iyi değilsem?
İnsan korkularını gizlemek için onlara yeni isimler verir.
Ama isim değişse de gerçek değişmez.
Korku, sadece daha iyi giyinmiştir.
Boş Tuval
Bir ressam düşünün.
En kaliteli fırçaları almış.
En iyi boyaları seçmiş.
Atölyesini kusursuz hazırlamış.
Ama ilk çizgiyi atamıyor.
Çünkü ilk fırça darbesinin mükemmel olmasını istiyor.
Yıllar sonra atölyeye tekrar giriyorsunuz.
Her şey tertemiz.
Fırçalar yeni gibi.
Boyalar neredeyse hiç kullanılmamış.
Tuval hâlâ bembeyaz.
İlk bakışta kusursuz görünüyor.
Ama aslında o beyaz tuval, hiç doğmamış yüzlerce tablonun mezarıdır.
İnsan hayatı da bazen böyledir.
Lekesiz kalır.
Ama iz de bırakmaz.
Doğa Bize Başka Bir Hakikati Anlatıyor
Hiçbir ağaç dümdüz büyümez.
Hiçbir nehir cetvelle çizilmez.
Dağlar pürüzlüdür.
Toprak çatlar.
Dallar kırılır.
Mevsimler değişir.
Buna rağmen doğa muhteşemdir.
Çünkü doğa kusursuz olmaya çalışmaz.
Sadece büyümeye devam eder.
İnsan ise büyümekten çok kusursuz görünmeye çalışıyor.
Oysa kusur, eksiklik değil; gelişimin başlangıcıdır.
En Büyük Yoksulluk
Yoksulluk sadece cebinde para olmaması değildir.
Hiç kullanılmamış yetenekler de yoksulluktur.
Söylenmemiş sözler…
Yazılmamış kitaplar…
Kurulmamış hayaller…
Affedilmemiş insanlar…
Yaşanmamış aşklar…
Hiç başlanmamış işler…
Bunların ortak noktası başarısız olmaları değildir.
Hiç yaşanmamış olmalarıdır.
Ve bunun sorumlusu çoğu zaman hayat değildir.
Kusursuz olmasını beklediğimiz şartlardır.
Bir Gün Aynaya Bakacaksın
Bir sabah aynaya baktığında saçlarına düşen beyazları fark edeceksin.
Yüzündeki çizgiler biraz daha derinleşmiş olacak.
Belki çocukların büyümüş olacak.
Belki anne ve baban artık yanında olmayacak.
Belki yıllardır kurduğun hayal hâlâ zihninde yaşayacak.
Ve kendine sessizce şu soruyu soracaksın:
“Ben gerçekten yaşadım mı?”
Yoksa sadece yaşamaya hazırlanırken mi yaşlandım?
İnsanı en çok yoran yaş almak değildir.
Yaşayamamış olmaktır.
Giden Gün Ömürdendir
Takvimden kopan her yaprak yalnızca bir günü göstermez.
Senden eksilen zamanı da gösterir.
Bugün geçer.
Yarın geçer.
Bu hafta geçer.
Bu yıl geçer.
Gençlik geçer.
Ve insan çoğu zaman bunların geçtiğini ancak geriye dönüp baktığında fark eder.
Eski bir söz vardır.
Giden gün ömürdendir.
Belki de bu yüzden hayatın en pahalı bedeli para değildir.
Boşa geçen zamandır.
Çünkü para yeniden kazanılabilir.
Kaybedilen itibar yeniden inşa edilebilir.
Yanlış kararlar telafi edilebilir.
Ama dün…
Bir daha asla geri gelmez.
Sonuç: Hayat Kusursuzları Değil, Cesaret Edenleri Hatırlar
Bugün hayranlıkla baktığımız hiçbir insan yolculuğuna kusursuz başlamadı.
İlk kitaplar eksikti.
İlk konuşmalar heyecan doluydu.
İlk şirketler amatördü.
İlk besteler kusurluydu.
İlk adımlar tökezleyerek atıldı.
Onları farklı yapan şey kusursuz olmaları değildi.
Başlamış olmalarıydı.
Hayatın sonunda insan yaptığı hataların sayısını değil, hiç denemediği ihtimalleri hatırlar.
Keşke…
Hayatın en ağır kelimesidir.
Çünkü içinde geri döndürülemeyen yıllar vardır.
Voltaire yüzyıllar önce şöyle demişti:
“Mükemmel, iyinin düşmanıdır.”
Bugün o cümleyi tamamlayan başka bir hakikat daha var:
Mükemmeli beklerken kaybettiğin şey yalnızca fırsatlar değildir. Sessizce eksilen, geri gelmeyen ve yerine hiçbir şey koyamayacağın tek şey ömründür. Çünkü giden gün, gerçekten de ömürdendir.
—Doğrusunu öğren—