Bugün hangi sosyal medya platformunu açsanız, hangi kariyer zirvesine veya motivasyonel seminere baksanız, etrafı aynı kapalı devre başarı illüzyonunun sardığını görürsünüz. Kürsülerde, LinkedIn paylaşımlarında ve lüks otel salonlarında birileri sürekli aynı ezberleri tekrarlıyor:
“Konfor alanından çıkın.” “Risk alın.” “Sabah 5’te kalkın.” “Yeterince isterseniz başarırsınız.”
Peki bu üst perdeden konuşan, havada uçuşan girişimcilik ve kariyer tavsiyelerini pazarlayan insanların kendi hikâyelerine yakından baktığımızda ne görüyoruz?
Çoğu için asıl başarı, “başarı hakkında konuşarak başarılı görünmeyi başarmak”tır.
Gerçek bir kurumsal kriz yönetmemiş, operasyonel yükün altında ezilmemiş, bir departmanın ya da mağazanın cirosundan dolayı uykuları kaçmamış insanlardır bunlar. Batı’dan ithal “mindset”, “personal branding”, “sessiz istifa”, “toksik kültür” gibi kavramları büyük bir özgüvenle satarlar; ama sahadaki personelin ertesi gün neden işe gelmediğinin gerçek sebebini asla okuyamazlar. Çünkü onlar için iş hayatı bir strateji oyunu, sahadakiler için ise düpedüz bir hayatta kalma mücadelesidir.
Faturayı Daima Adaya Kesmek Bedavadır
Bu guruların en sevdiği şey, faturayı daima adaya ya da çalışana kesmektir: “Yeterince çabalamıyorsun.” “Mülakatta enerjin düşüktü.” “Kendini geliştirmelisin.”
Ama şirketlerin işe alım süreçlerindeki saçmalıkları, aylarca cevap verilmeyen ilanları, “tecrübesiz arıyoruz ama 5 yıl deneyim şart” paradoksunu, ruhsuz otomatik CV filtrelerini pek konuşmazlar. Sistemi eleştirmek risklidir. Arkasında hiçbir güvenlik ağı olmayan adayı eleştirmek ise bedava.
Net konuşalım: Emeğiyle, alın teriyle holdinglerin mutfağında, deposunda, çay ocağında çalışanları tenzih ederek söylüyorum; o “soyadı zenginlerinin” önemli bir kısmı, o soyadı olmasa aynı şirketlere çaycı olarak bile girecek disiplin ve karakteri gösteremezdi.
Gerçekten sıfırdan yükselmiş bir lider; personelin psikolojisini, operasyonun nerede tıkandığını, vardiya açığının ne demek olduğunu, ay sonu hedef baskısını çok iyi bilir. Çünkü o sistemi yaşamıştır. Helikopterle tepeden bırakılanlarsa genellikle Excel’deki renkli grafiklere bakar, insanları sadece birer maliyet kalemi olarak görür; sahaya inmeden strateji anlatır, operasyon yaşamadan liderlik dersi verirler.
Etraflarındaki dalkavuk düzeni de bu illüzyonu besler durur: “Vizyoner efendim”, “Müthiş öngörü”, “Harika fikir.” Bir süre sonra kendileri de bu pohpohlamaya inanırlar. Oysa o ünlü soyadı kalktığında, çoğunun daha ilk mülakatın ilk dakikalarında “egosu yeteneğinin önünde” denilerek eleneceğini içten içe kendileri de çok iyi bilir.
Sınırsız Jetonla Oyun Oynamak
Hayata 5-0 önde başlayıp bunu “kişisel başarı hikâyesi” diye pazarlayan, CEO’ların ve holding sahiplerinin arasında büyümeyi “vizyon” sanan insanlar, bugün kürsülerde gençlere risk almayı öğütlüyor. “Evin garajında tek başıma başladım” masallarının arkasındaki aile sermayesi, güçlü bağlantılar ve görünmez güvenlik ağları ise özenle gizleniyor.
Onlar için başarısız girişimcilik denemeleri, bilgisayar oyununda can kaybetmek seviyesindedir. Ekrandaki “Game Over” yazısından sonra, arkadaki sınırsız aile bütçesiyle yeni bir jeton atıp oyuna kaldıkları yerden, aynı konforla devam ederler.
Oysa arkasında hiçbir güvencesi olmayan o sıradan genç için risk almak; gerçek hayatta tek bir canla o vahşi ormana dalmak demektir. O oyun bir kez bittiğinde, geri dönüşü yoktur.
Bu Girişimcilik Elçilerine Açık Bir Davetim Var:
Madem vizyonunuza ve girişimci ruhunuza bu kadar güveniyorsanız; özgeçmişinizden o ünlü soyadını silin. Referanslarınızdaki aile dostu CEO’ları çıkarın. Bir vurucu adım daha atın ve hayatınız boyunca yalnızca “İşveren” paneline girmeye alıştığınız kariyer sitelerinde bir gün “İş Arayan” profili açın.
Sıradan bir isimle ilanlara başvurun. O ruhsuz otomatik filtrelere takılın. Mülakat stresini yaşayın. Geri dönüş bekleyin. Kendi bileğinizin hakkıyla bir işe girmeye çalışın. Sonra yine çıkıp başarı hikâyelerinizi anlatın.
Ama yapamazlar. O açık çeki asla imzalamazlar. Çünkü o koruma kalkanı kalktığında, o kurumsal ormanda tek başlarına ayakta kalamayacaklarını en derinlerinde kendileri de çok iyi biliyor.
Özetle; işin mutfağından gelmemiş, ellerini çamura bulamamış, personel krizini bizzat göğüslememiş, adayın çaresizliğini hissetmemiş insanların verdiği tavsiyeler; kulağa hoş gelen ama gerçek hayatla teması zayıf sloganlardan ibarettir.
Gerçek başarı, babanın kurduğu krallıkta tahta oturmak değildir. Bir kılıç ve bir kalkanla, düşe kalka, savaşa savaşa kendi krallığını kurabilmektir.
— doğrusunu öğren —