İş hayatında yöneticiliği, sadece unvandan ibaret görenler ile gerçek birer lider olanları ayıran en keskin çizgi, geri bildirim verme biçimleridir. Son yıllarda akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte, ne yazık ki kurumsal yönetim anlayışı da “anlık mesajlaşma gruplarına” sıkışıp kaldı.

Bir odada toplanan ekibe ortalığı velveleye vererek genel sitemlerde bulunmak ya da yüzlerce kişinin olduğu WhatsApp gruplarına “Arkadaşlar, işlerde ciddi gevşemeler var, herkes kendine gelsin!” gibi ucu açık mesajlar yazmak, ne yazık ki yeni nesil bir “yönetim tarzı” haline geldi. Oysa bu yöntem, yönetim değil, sadece sorumluluktan kaçmaktır.

Kolektif Ceza: Suçsuzun Cezalandırılması

Ortaya atılan, muhatabı belli olmayan her olumsuz geri bildirim, işini en mükemmel şekilde yapan personelin bile üstüne alınmasına ve motivasyonunun yerle bir olmasına yol açar. İlginçtir ki, o uyarının asıl hedefi olan kişi ise çoğunlukla durumu üstüne bile alınmaz. Sonuçta; suçlu uyarılmamış, suçsuz ise cezalandırılmış olur. Ekibin içinde gizli bir huzursuzluk dalgası yayılır, herkes birbirine “Acaba benden mi bahsediyor?” gözüyle bakmaya başlar.

Liderlik, zor zamanlarda ve olumsuz durumlarda yüzleşme cesareti gösterebilmektir. Muhatabını karşısına alıp, kapıyı kapatıp, somut verilerle ve profesyonel bir üslupla sorunu masaya yatırmak zahmetlidir; liderlik becerisi gerektirir. Gruba yazıp kenara çekilmek ise işin kolayına kaçmaktır.

Kurumsal “Korkak Bakkal” Sendromu

Bu tür yöneticilerin düştüğü durum, aslında ticaret hayatındaki o “korkak bakkal” figüründen farksızdır. Kendisinden veresiye talep eden müşterinin yüzüne karşı “Hayır, veremem” diyemeyen bakkal, dükkanın her yerine “Veresiye yoktur”, “Lütfen teklif etmeyiniz” yazıları asar. Duvara da o meşhur “Peşin Satan / Veresiye Satan” tablosunu çiviler. Amacı, o zorlu yüzleşme anından kaçmaktır.

peşin satan ve veresiye satan görseli

Kurumsal hayatta da karşısındaki personelin hatasını, eksikliğini yüzüne söyleyemeyen, o yüzleşme cesaretini gösteremeyen yönetici; çareyi WhatsApp gruplarına “Arkadaşlar kurallara uyalım” yazmakta bulur. Bakkalın yazısı borcuna sadık müşteriyi kırar ama pişkin borçlunun umurunda olmaz; yöneticinin uyarısı da işini düzgün yapanı küstürür, asıl muhatabına ise teğet geçer.

veresiye yoktur yazısı

Tabela ve Post-it Yöneticiliği

Bu zihniyetin fiziksel dünyadaki yansımaları da oldukça tanıdıktır. Bu tip yöneticilerin sorumluluk alanlarındaki ofislerde, mantar panolar saçma sapan uyarı yazıları ve rengarenk post-itlerle doludur. Hatta iş o boyuta varır ki, tuvaletlerde bile “Sifonu çekmeyi unutmayın”, “Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak” gibi tabelalar boy gösterir.

İletişim kurmayı beceremeyen, kültürü oturtamayan yönetim, her boş duvara bir emir kipi yapıştırmayı “düzen sağlamak” zanneder. Oysa duvara asılan her aciz uyarı, kurumsal bağın ve profesyonelliğin orada ne kadar zayıf olduğunun açık bir itirafıdır. Liderlik duvarlara yazı asmak veya gruplara mesaj atmak değil, dükkanın da ekibin de sorumluluğunu hakkıyla göğüsleyebilmektir.

İlkenin Gücü: Baş Başa Uyarı, Topluluk Önünde Takdir

Profesyonel bir çalışma ortamında disiplini, aidiyeti ve saygıyı korumanın yolu iki temel adımdan geçer:

  • Uyarı Baş Başayken Yapılır: Bir çalışanın performansında düşüş, hatası veya kural ihlali varsa, bu durum “Kişiye Özel” bir görüşmeyle, sessiz bir odada konuşulur. Kadim bir kural vardır: “Bir insana başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil, hakarettir.” İster odadaki diğer ekip arkadaşları olsun, ister yüzlerce kişinin gözü önündeki bir WhatsApp grubu… Herkesin içinde yapılan her uyarı, yapıcı bir geri bildirim olmaktan çıkıp bir “itibar suikastına” dönüşür. Baş başa yapılan uyarı geliştirir; herkesin önünde yapılan ise sadece düşmanlık, kırgınlık ve savunma mekanizması doğurur.
  • Takdir Herkesin İçinde Yapılır: Başarı ise gizli kalmamalıdır. İyi bir performans, kazanılan bir başarı veya örnek bir davranış, tüm ekibin önünde takdir edilmelidir. Bu, hem başaran kişiyi gururlandırır hem de diğer ekip üyeleri için somut, pozitif bir rol model oluşturur.

Madalyonun Tehlikeli Yüzü: Hukuki Sorumluluk ve Dijital Ayak İzleri

Meselenin bir de yöneticilerin genellikle göz ardı ettiği, şirketi ve kendilerini bağlayan ciddi bir hukuki boyutu var. WhatsApp grupları kurumsal bir yönetim paneli olmadığı gibi, buralarda paylaşılan her kelimenin resmi birer “dijital ayak izi” olduğu unutulmamalıdır. Günümüz iş hukukunda ve Yargıtay kararlarında, anlık mesajlaşma uygulamalarındaki yazışmalar, ekran görüntüleri ve ses kayıtları mahkemelerde kesin delil olarak kabul edilmektedir.

Bir yöneticinin gruptan fırlattığı, ucu açık, herkesi zan altında bırakan veya sınırları aşan o mesajlar; yarın bir gün bir çalışanın açacağı Mobbing (Psikolojik Taciz) veya Haklı Fesih davasında şirketin önüne en büyük delil olarak gelir. Herkesin içinde hakarete varan uyarılar, çalışana kıdem tazminatını alarak işi bırakma hakkı tanırken; grupta paylaşılan performans veya süreç verileri doğrudan KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) ihlaline girerek şirketi devasa cezalarla karşı karşıya bırakabilir. Kısacası, o anlık öfkeyle basılan “Gönder” butonu, yarın bir mahkeme salonunda geri dönüşü olmayan bir hukuki yenilgiye dönüşebilir.

Şirketler kurallarla, süreçlerle ve en önemlisi sağlıklı insan ilişkileriyle yönetilir; anlık mesaj gruplarındaki “ortaya karışık” fırçalarla veya kapı arkası tabelalarıyla değil. Bir yönetici, ekibindeki aksaklığı tüm gruba mal ediyorsa, aslında kendi yönetim zaafiyetini ilan ediyor demektir. Profesyonelliğin ilk şartı nettir: Övgü topluluğa, yergi kişiye aittir.

—Doğrusunu öğren—

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir