Ticaret hayatında ve kurumsal dünyada bazı işverenlerin hiç değişmeyen, adeta genetikleşmiş bir yönetim refleksi vardır: Çalışandan maksimum sadakat, kusursuz performans ve askeri disiplin beklemek; ancak konu maaşa, prime, yan haklara veya emeğin maddi karşılığına geldiğinde görünmez olmak.
Bu anlayışı Anadolu’nun kadim irfanı tek cümlede özetler:
“Elime değme, ayağıma değme güreşelim.”
Yani hem er meydanına çıkıp şampiyon olmak isteyeceksin, hem rakibini yere sermeyi hedefleyeceksin, hem de güreşin gerektirdiği teması, mücadeleyi ve bedeli kabul etmeyeceksin. İş hayatında da bazı yöneticiler tam olarak bunu yapmaya çalışır. Pazar lideri olmak isterler, satış rekorları kırmak isterler, müşteri memnuniyetinde zirveye oynamak isterler; fakat o başarının arkasındaki insan kaynağının maliyetine dokunmak istemezler.
Oysa başarı da büyüme de bedelsiz değildir. Şirketlerin en değerli sermayesi makineleri, depoları, binaları veya araç filoları değildir. Bir işletmenin gerçek değeri; o sistemi her gün çalıştıran, müşteriyi karşılayan, sorunu çözen, satış yapan, üretimi yöneten ve markaya itibar kazandıran insanlarıdır. Ne yazık ki bazı yöneticiler bilanço kalemlerini ezbere bilirler de, insan sermayesinin değerini hesaplamayı bir türlü öğrenemezler.
Alacağına Şahin, Vereceğine Karga
Bu tip patronların gözleri şirket menfaati söz konusu olduğunda bir şahin kadar keskindir.
- Beş dakikalık gecikmeyi görürler.
- Eksik girilen bir raporu fark ederler.
- Bir kuruşluk maliyet sapmasını yakalarlar.
- Bir müşterinin şikâyetini anında önlerine getirirler.
Performans isterken son derece detaycı, disiplinli ve tavizsizdirler. Ancak iş çalışanın hakkını vermeye geldiğinde aynı keskinlik bir anda kaybolur. Maaş zammı istenir, piyasa şartları konuşulur; prim talep edilir, bütçe sıkışıklığı gündeme gelir; fazla mesai sorulur, şirket politikaları anlatılır; terfi beklentisi doğar, süreçlerin uygun olmadığı söylenir. Bir anda o şahin gider; yerine sürekli mazeret üreten, topu taca atan bir karga gelir.
Bu yüzden halk arasında söylenen şu söz, bazı yönetim anlayışlarını kusursuz tarif eder: “Alacağına şahin, vereceğine karga.”
Çalışanlar söylenenleri değil, yaşadıklarını hatırlarlar. Şirketin kendilerine nasıl davrandığını, emeklerinin ne kadar değer gördüğünü ve fedakârlıklarının nasıl karşılık bulduğunu unutmazlar. Bu nedenle aidiyet, duvarlara asılan motivasyon afişleriyle değil; adalet duygusuyla inşa edilir.
Pintilik Tasarruf Değil, Gizli Bir Maliyet Kalemidir
Bazı işverenler personel giderlerini azaltmayı kârlılık sanır. Oysa çoğu zaman yaşanan şey tasarruf değil, gelecekte ödenecek çok daha büyük faturaları ertelemektir. Emeğinin karşılığını alamayan çalışan önce motivasyonunu, sonra aidiyetini kaybeder. Ardından inisiyatif almayı bırakır, daha sonra yalnızca görevini yapar ve son aşamada ise ilk fırsatta şirketten ayrılır.
İşveren o noktada yeni personel aramaya başlar: İlan maliyetleri oluşur, mülakat süreçleri yürütülür, eğitimler verilir, adaptasyon süreci beklenir, yeni çalışanın yaptığı hatalar düzeltilir, müşteri ilişkilerinde oluşan aksaklıklar toparlanır ve ekip dengesi yeniden kurulmaya çalışılır. Aylar süren emek ve zaman kaybı yaşanır. Sonunda, kaçınılan maaş artışının veya verilmek istenmeyen primin katbekat fazlası şirkete geri döner.
Kurumsal literatür buna personel devir maliyeti (turnover cost) der. Anadolu ise aynı gerçeği çok daha kısa anlatır: “Ucuz etin yahnisi kara olur.” Birçok işletme aslında personeline iyi para vererek para kaybetmez; personelini kaybederek para kaybeder.
Çereze Gelen Maymunlar
İş dünyasının kabul etmek istemediği bir başka gerçek daha vardır: Kaliteli insan kaynağı da bir piyasa içerisinde hareket eder. Nasıl ki bir işletme ürününü değerinin altında satmak istemiyorsa, nitelikli çalışan da emeğini sürekli değerinin altında sunmak istemez. Eğer bir şirkette ücret politikası sistematik olarak piyasanın gerisinde kalıyorsa, o şirket zamanla en iyi çalışanlarını kaybetmeye başlar.
İlk ayrılanlar genellikle en vasıfsızlar değil, en yetenekliler olur. Çünkü seçenekleri olan insanlar beklemek zorunda değildir. Geride kalanlar ise çoğu zaman başka alternatif bulamayanlardan oluşmaya başlar. Sonra şirket yönetimi şaşırır: “Neden eskisi gibi kaliteli personel bulamıyoruz?” Çünkü kaliteli insanlar yalnızca iş aramaz; aynı zamanda değer gördükleri yerleri de ararlar.
Bu nedenle şu halk sözü kurumsal hayatta da geçerlidir: “Çereze sadece maymun gelir.”
Eğer çalışanına profesyonel bir ücret yerine adeta bir avuç çerez uzatıyorsan, karşılığında vizyoner yöneticiler, güçlü uzmanlar ve işletmeni ileri taşıyacak profesyoneller bekleyemezsin. İnsan kaynağında da kalite ile maliyet arasında kaçınılmaz bir ilişki vardır.
Kaymak Yemek İsteyen Cebinde Manda Taşır
Bir işletmenin büyümesi; duvarlara “Tasarruf Edin” afişleri asmakla, çalışan haklarını kısmakla veya maaşları baskı altında tutmakla gerçekleşmez. Gerçek büyüme, insan kaynağına yapılan yatırımın verim olarak geri dönmesiyle oluşur. Atalarımızın söylediği şu söz, aslında modern yönetim biliminin de özetidir: “Canı kaymak isteyen cebinde manda taşır.”
Pazarın lideri olmak, en iyi hizmeti sunmak, müşterinin takdirini kazanmak ve ticaretin kaymağını yemek isteyen işveren; o kaymağın üretildiği kaynağı da taşımayı göze almalıdır. Çünkü çalışan maliyet değildir; doğru yönetildiğinde işletmeye en yüksek getiriyi sağlayan yatırımdır.
Bir şirketin gerçek gücü finans tablolarında, mağaza sayısında veya depo raflarında duran ürün miktarında değildir. Bir şirketin gerçek gücü; yetişmiş insan kaynağında, kurumsal hafızasında ve ekibinin birikimindedir.
Bu nedenle işverenin önünde aslında çok basit bir tercih vardır:
- Ya kısa vadeli hesaplarla personel maliyetinden kısmaya çalışır ve bunun bedelini yüksek personel devir oranı, düşük motivasyon, zayıf hizmet kalitesi ve kaybolan kurumsal hafıza olarak öder.
- Ya da çalışanını bir gider kalemi değil, stratejik bir yatırım olarak görür ve bunun karşılığını sürdürülebilir büyüme, yüksek verimlilik ve güçlü bir kurum kültürü olarak alır.
Çünkü emeğin değer görmediği yerde aidiyet yeşermez. Aidiyetin olmadığı yerde sadakat tutunamaz. Sadakatin olmadığı yerde ise hiçbir şirket uzun süre ayakta kalamaz.
Ve unutulmamalıdır ki; çalışanına sürekli hesap sorup sıra hak teslim etmeye geldiğinde ortadan kaybolanlar, günün sonunda neden iyi personel bulamadıklarını değil, neden iyi personeli elde tutamadıklarını sorgulamak zorunda kalırlar. Hayatın da ticaretin de değişmeyen bir kuralı vardır: Ne ekersen onu biçersin.
—Doğrusunu öğren—