Kader Bir Çeşit Tren Rayı mıdır?

"Farklı yönlere ayrılan tren rayları ile bu rayların ulaştığı deniz, çöl ve orman manzaralarını bir arada gösteren çoklu görsel kolajı."

Kader, insanlık tarihi boyunca en çok tartışılan kavramlardan biri olmuştur. Kimileri onu her şeyi önceden belirlenmiş, değiştirilemez bir senaryo olarak görür; kimileri ise kader varsa özgür iradenin olamayacağını iddia eder. Bu nedenle sık sık şu itirazla karşılaşırız:

“Madem kader var, o halde insanın seçim hakkı yoktur. Seçim yoksa sorumluluk da yoktur. Öyleyse insan neden hesaba çekilsin?”

Bu düşünce ilk bakışta mantıklı gibi görünse de kaderi eksik anlamaktan kaynaklanır.

Kaderi anlamak için onu bir tren yolculuğuna benzetebiliriz.

Bu benzetmede tren insanı, raylar kaderi, makaslar ise insanın iradesini temsil eder.

İnsan hayatı sınırsız bir özgürlük alanı değildir. Hepimiz belirli şartlar içerisinde dünyaya geliriz. Hangi ailede doğacağımızı, hangi çağda yaşayacağımızı, hangi coğrafyada gözlerimizi açacağımızı seçemeyiz. Kimimiz bereketli ovalarda, kimimiz savaşların gölgesinde, kimimiz zenginlik içinde, kimimiz yokluk içerisinde dünyaya geliriz.

Bunlar bizim seçmediğimiz raylardır.

Ancak kader, çoğu kişinin zannettiği gibi tek şeritli ve dümdüz uzanan bir demiryolu değildir. Hayat ilerledikçe önümüze sürekli yeni çatallar, yeni makaslar ve yeni güzergâhlar çıkar.

İşte insanın sorumluluğu tam da burada başlar.

Çünkü önümüze çıkan bütün rayları seçemeyebiliriz; fakat çoğu zaman hangi raya gireceğimizi seçebiliriz.

Bir insan dürüstlük ile sahtekârlık arasında kalabilir.

Çalışmak ile tembellik arasında tercih yapabilir.

Sabretmek ile öfkeye teslim olmak arasında karar verebilir.

Merhameti seçebilir ya da zulme yönelebilir.

Her tercih, treni yeni bir raya sokar.

Ve her yeni ray, beraberinde yeni bir manzara getirir.

Bazen doğru bir tercih, insanı ufkun denizle birleştiği ferah bir kıyıya çıkarır. Bazen bir karar, yemyeşil ormanların içinden geçen huzurlu bir hatta dönüştürür hayatı. Bazen yanlış bir seçim, insanı kilometrelerce uzanan kurak bir çölün ortasına sürükler. Bazen de dikkatsizce çevrilen bir makas, trenin karanlık ve uzun bir tünele girmesine neden olur.

İnsan çoğu zaman gördüğü manzaraya şaşırır; fakat çoğu manzara, geçmişte bir makas başında verdiği kararların sonucudur.

Elbette hayatın her virajı bizim seçimlerimizin ürünü değildir.

Bazen önümüze çıkan ray zaten dolambaçlıdır.

Hastalıklar, kayıplar, ekonomik sıkıntılar, afetler ve beklenmedik krizler insanın tercih etmediği imtihanlar olabilir.

Ancak önüne virajlı bir yol çıkması kaderdir; o virajda treni devirmeden ilerlemek ise insanın sorumluluğudur.

Aynı acıyı yaşayan iki insandan biri olgunlaşırken diğeri öfkeye teslim olabilir.

Aynı kaybı yaşayan iki kişiden biri sabrı seçerken diğeri isyana sürüklenebilir.

Demek ki insanın değeri, başına gelen olaylarla değil; o olaylar karşısında ortaya koyduğu tavırla ölçülür.

Bu yolculukta insan yalnız da değildir.

Lokomotif kişinin kendisidir; arkasındaki vagonlar ise hayatına dahil ettiği insanlardır.

Ailesi, dostları, ortakları, öğrencileri, çocukları ve etkilediği herkes bu katarın parçalarıdır.

Üstelik bazı insanlar yalnızca bir vagon değildir. Arkalarında onlarca başka vagon taşırlar.

Hayatınıza aldığınız tek bir insan, beraberinde yeni dostluklar, yeni fırsatlar, yeni kapılar veya yeni problemler getirebilir.

Bazen doğru bağlanan bir vagon bütün katarı güçlendirir.

Bazen de yanlış bağlanan bir vagon, koptuğunda arkasındaki onlarca vagonu da beraberinde sürükler.

Bu nedenle insan ilişkileri de kader ile iradenin kesiştiği önemli kavşaklardan biridir.

Fakat kader konusunda en büyük yanılgı burada ortaya çıkar.

Bazı insanlar hayatları boyunca yaptıkları tercihlerin sonuçlarıyla yüzleşmek yerine bütün suçu kadere yüklemeye çalışırlar.

Başarı geldiğinde bunu kendi zekâlarına, kendi becerilerine ve kendi emeklerine yazarlar.

Fakat yanlış kararlarının faturası önlerine geldiğinde birdenbire kaderden şikâyet etmeye başlarlar.

Kazandığında “Ben yaptım.” diyen, kaybettiğinde ise “Kader böyleymiş.” diyen insan, gerçekte kaderi değil kendi sorumluluğunu inkâr etmektedir.

Daha da ileri giderek yaşadığı her olumsuzluğun hesabını yaratıcıya sormaya kalkışanlar vardır.

Oysa Allah insana akıl vermiştir.

İrade vermiştir.

Vicdan vermiştir.

Doğruyu yanlıştan ayırabilecek ölçüler vermiştir.

Sonra da onu tercihleriyle sınamıştır.

İnsan, kendisine verilen bütün bu imkânları kullanmadan yaptığı yanlışların bedelini Allah’a yüklemeye kalktığında adalet aramış olmaz; yalnızca kendisine mazeret üretmiş olur.

Kader, sorumluluktan kaçmak için hazırlanmış ilahî bir af belgesi değildir.

Kader, insanın içerisinde yol aldığı imtihan düzeninin adıdır.

Bu nedenle hesap günü insana:

“Niçin bu ailede doğdun?”

“Niçin bu çağda yaşadın?”

“Niçin bu hastalıkla karşılaştın?”

soruları sorulmayacaktır.

Fakat büyük ihtimalle şu sorular sorulacaktır:

“Önüne çıkan makaslarda hangi yönü seçtin?”

“Sana verilen imkânları nasıl kullandın?”

“Treni emanet edildiği şekilde sürmeye çalıştın mı?”

Çünkü sorumluluk, rayların varlığında değil; makasların başında başlar.

Bütün bu sistemin en çarpıcı tarafı ise şudur:

İnsanlar farklı raylarda ilerleseler de bütün hatlar aynı son istasyonda birleşir.

Kimisi deniz manzaralı yollardan geçer.

Kimisi çöllerden.

Kimisi ormanlardan.

Kimisi karanlık tünellerden.

Kimisi düz hatlarda ilerler.

Kimisi keskin virajlarla mücadele eder.

Fakat hiçbir lokomotif son istasyonu değiştiremez.

İstasyonun adı ölümdür.

İşte kaderin en büyük sırrı da burada gizlidir.

Son menzil ortaktır; fakat o menzile giden yolculuk farklıdır.

Allah insana son istasyonu değil, yolculuğu emanet etmiştir.

Bu yüzden “Madem tren sonunda aynı istasyona varacak, o halde yol boyunca ne yaptığımın önemi yok.” demek ne kadar anlamsızsa, “Madem kader var, o halde sorumluluk da yok.” demek de o kadar anlamsızdır.

Çünkü hesap, son istasyona ulaşıp ulaşmadığımızdan değil; o istasyona gidene kadar makinist koltuğunda görevimizi ne kadar hakkıyla yerine getirdiğimizden sorulacaktır.

Kader raylardır.

İrade makaslardır.

Hayat yolculuktur.

İnsan makinisttir.

Ölüm son istasyondur.

Ve bütün mesele, tren son durağa ulaşıncaya kadar emaneti ne kadar doğru taşıyabildiğimizdir. 

—Doğrusunu öğren—

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir