Son zamanlarda LinkedIn ve türevi platformlarda hep aynı korodan yükselen, binlerce beğeniyle fonlanan popüler bir linç kültürü var:
“İK bana dönmedi.” “Şirketler emeğime saygı göstermiyor.” “Bir olumsuz maili bile çok gördüler.”
Dışarıdan bakınca ne kadar mağdur, ne kadar haklı bir serzeniş değil mi? Sosyal medyada bu tarz postlarla etkileşim kasmak, şirketlere fütursuzca sallamak oldukça konforlu bir liman. Çünkü orada birbirini körü körüne alkışlayan muazzam bir iş arayan ordusu var.
Peki madalyonun diğer tarafını, yani o masanın arkasında her gün bir “dijital çöp dağını” kürekle temizlemeye çalışan işe alımcının feryadını kim duyuyor? Kimse. Çünkü gerçekler, popüler kültürün işine gelmiyor.
Gelin, halının altına süpürülen o gerçekleri ve bu çaresizlikten beslenen yeni nesil sektörü açık açık konuşalım.
İllüzyonun Adı: “Kolay Başvuru”
Dijitalleşme iş arama sürecini kolaylaştırdı derken, aslında başvurmayı değersizleştirdi.
Eskiden bir şirkete başvurmak; o binaya gitmeyi, kılık kıyafete çeki düzen vermeyi veya en azından oturup özenli bir ön yazı yazmayı gerektirirdi. Adayın cebinden bir “psikolojik ve fiziksel maliyet” çıkardı. O maliyet de doğal bir filtre yaratırdı; insan haklı olarak çekinirdi.
Şimdi ise mobil uygulamada, otobüste giderken sosyal medyada gönderi beğenir gibi tık tık tık… Sıfır maliyet, sıfır çekince, sıfır risk.
“Reddedilirsem ne kaybederim ki?” rahatlığı yüzünden eleme yükümlülüğü tamamen adayın üzerinden kalktı ve işe alımcının omuzlarına bindi.
Bugün açılan herhangi bir ilana gelen başvuruların ancak %10’luk kısmı gerçekten o iş tanımıyla uyuşan, nitelikli adaylardan oluşuyor. Geri kalan %90’lık devasa kitle ise; ilanı okumamış, unvana bakmamış, şartları incelememiş tamamen “nasipse olur”, “körün taşı belki denk gelir”, “Allah yazdıysa olur”culardan ve “hadi yavrum tombala” mantığıyla butona basanlardan ibaret.
Öyle bir fütursuzluktan bahsediyoruz ki bugün tıp diploması gerektiren bir “İşyeri Hekimi” ilanı açsanız bile, altına “Belki havuzdan başka role çağırırlar”, “Koordinasyon işi herhalde” mantığıyla başvuracak onlarca insan çıkar.
İşte İK’nın keyfinden mail atmadığını iddia ettiğiniz o dünyada gerçek şu: İlanın içeriğini okuma zahmetine bile katlanmamış, sizin ve şirketinizin zamanına saygı göstermemiş yüzlerce adaya tek tek profesyonel nezaket göstermeye çalışmak, zaman hırsızlığına ortak olmaktır. Okumadan ve rastgele atılan mesnetsiz başvurular, profesyonel bir geri dönüşü hak edecek gerçek bir “emek” barındırmaz.
Botların Savaş Alanı: Yapay Zekâya Başvuru Yaptıran Tembellik
Durum artık öyle bir noktaya geldi ki adaylar sadece “Kolay Başvuru” butonuna basmakla kalmıyor; arka planda çalışan yapay zekâ eklentileriyle günde 500 ilana otomatik başvuru fırlatan botlar kullanıyorlar.
İşe alımcıların önüne düşen o yüzlerce CV’nin arkasında artık gerçek bir insan iradesi veya samimi bir ilgi bile yok; sadece algoritmik bir tembellik var. Kendi iş arama sürecini bile bir bota devredecek kadar işe ve şirkete yabancılaşmış bu kitle, sonra çıkıp “İnsan Kaynakları bize robot gibi davranıyor.” diye ajitasyon yapıyor.
Sizin bota yaptırdığınız fütursuz başvuruya, karşı taraftaki insanın can feda bir mesai harcamasını beklemek hangi mantığa sığıyor?
Yeni Nesil Üfürükçülük: CV Danışmanlığı ve ATS Fobisi
İşte bu kontrolsüz başvuru çılgınlığının ve adayların “Beni neden aramıyorlar?” öfkesinin yarattığı çaresizlikten beslenen yepyeni bir “modern üfürükçülük” sektörü türedi: CV Danışmanlığı
İş arayan insanlara yapay bir ATS (Applicant Tracking System) fobisi yükleyerek paralarını iç etmenin tohumlarını ekiyorlar. LinkedIn feed’inizde mutlaka görüyorsunuzdur:
“Danışanım Ahmet Bey’in CV’sindeki sol sütunu 2 milim daha sola aldık, formatı parlattık, 5 şirketten mülakat teklifi aldı!”
Tam anlamıyla modern çağ martavalı. İş arayan insanları, kağıt üzerindeki geometrik rötuşlarla afyonlayan bir kurnazlık bu. Bu danışmanlar adaylara şu sahte konforu satıyor: “Sorun senin yetkinliğinde veya ilanı okumama sorumsuzluğunda ya da tecrübesizliğinde değil; sorun CV’nin formatında.”
İnsanlara kendilerini geliştirmelerini söylemek zordur, işlerine gelmez. Ama “Bana birkaç bin lira ver, CV’ni sihirli kelimelerle doldurup robotları (ATS) alt edelim.” demek harika bir ticari kapıdır.
Sektörün acı ama net bir gerçeğini buraya bırakalım: Günün sonunda o CV’yi açıp bakan kişi bir robot değil; masanın başındaki işe alım uzmanıdır. Ve işi bilen bir profesyonel, o cicili bicili şablonların, yaldızlı kurumsal edebiyat cümlelerinin altındaki o bomboş tecrübe hanesini tam 3 saniyede anlar ve o CV’yi listesine bile eklemeden arşive gönderir.
Ambalajı parlatmak, içindeki ürünün eksikliğini gizlemez.
İçi Boşaltılan Ünvanlar Enflasyonu
Bu danışmanların ve sosyal medyanın pompaladığı kontrolsüz özgüvenin bir diğer yakıtı da ünvan enflasyonu.
Hayatında bir operasyonun bütçesini yönetmemiş, iki kişilik bir ekibe liderlik etmemiş, hatta işin mutfağında toz yutmamış kişiler profillerine “Strategic Management Specialist”, “Operations Lead” gibi süslü ünvanlar yazıyorlar.
Bu sanal unvanların büyüsüne kapılıp gerçek dünyadaki operasyonel rollerin ağırlığını hafife alıyorlar. Teknik yeterlilik, sahada kazanılmış tecrübe veya o işin getirdiği gerçek operasyonel yükümlülükler — örneğin yoğun tempo, lokasyon zorunluluğu ya da disiplin — konuşulmaya başladığında ise bu süslü balonlar ilk saniyede sönüyor.
Ama sorsan suç yine “yeteneği keşfedemeyen” işe alımcıda.
“Beni Aramadınız” Diyenlerin “Hayalet Aday” Lüksü
LinkedIn’de profesyonellik dersi verenlerin halının altına süpürdüğü bir diğer iki yüzlülük ise hayalet aday kültürüdür.
Şirketlerin geri dönüş yapmamasından cinnet geçiren bu kitle; binbir emekle randevu ayarladığınız, takviminizi boşalttığınız mülakatlara haber verme nezaketinde bile bulunmadan katılmıyor. Telefonu açmıyorlar, mesaja dönmüyorlar. Adeta birer hayalete dönüşüp sırra kadem basıyorlar.
Hak ararken aslan kesilenlerin, sorumluluk sırası kendilerine geldiğinde takındıkları bu fütursuz vurdumduymazlık; işe alımcıların her gün harcadığı saatlerin ve emeğin katilidir. Kendisi şirkete ufacık bir bildirim yapma zahmetine katlanmayanların, şirketten kurumsal saygı ve saniyelik geri dönüşler beklemesi tam anlamıyla yüzsüzlük komedisidir.
Sorumluluk Aynasına Bakma Vakti
Eskiden insanlar yetkinlikleri yetmediğinde “rezil olurum” diye çekinirdi. Dijital başvuru düzeninde ise o psikolojik bariyer tamamen ortadan kalktı.
İlanda istenen 10 kriterden hiçbirine sahip olmadığı hâlde, hepsinin uzmanıymış gibi şişirilmiş bir özgüvenle başvuran; mülakata çağrılmadığında veya olumsuz şablon mesajı aldığında LinkedIn’de cinnet geçiren bu kitlenin durumu; girdiği sınavda tek bir soruyu bile doğru cevaplayacak bilgisi olmadığı halde suçu sınavda kullandığı kaleme atan çocuğa benziyor.
(Bu tembel çocuğun torpille işe girdiği ve yönetici olduğu senaryoyu başka bir yazıda daha detaylı inceleyeceğiz, şimdi onu anlatacak dermanım yok, tansiyonum çıktı)
- Sorun sistemde değil.
- Sorun CV’nizin formatında, renginde veya çizgisinde de değil.
- Sorun; yetkinlik eksikliğinizde, mülakat randevunuza sadık kalmamanızda ve en basitinden bir ilanı sonuna kadar okuma sorumluluğunu bile göstermemenizde.
Yetkinlik yoksa, liste de yok.
İşe alım süreçleri bir piyango çekilişi veya sosyal medya etkileşim alanı değildir. Dijital gürültü ne kadar artarsa artsın, masanın diğer tarafında işin gerçeğine, karakterine, emeğine ve gerçek niteliğe bakan insanlar olmaya devam edecek.
Siz o sahte etkileşim dünyasında birbirinizi alkışlamaya devam edin; günün sonunda kazanan her zaman ambalajı süslü olanlar değil, ayakları yere basan ve gerçekten ne yaptığını bilen o %10’luk kitle olacak.
Aşağıdaki linkten doğru cv hazırlama rehberimize ulaşabilirsiniz.
Faydalı olması dileğiyle.
—Doğrusunu öğren—