Perakendede günün sonunda kasa sayılır. Sistem 148.500 lira gösterir, kasadan 147.800 lira çıkar. Arada 700 lira fark vardır. Mağazada daha para yeniden sayılmadan soru gelir:
“Kasaya kim baktı?”
Aynı şey sayım günlerinde de yaşanır. Sistemde 42 adet görünen üründen depoda 39 adet bulunur. Üç ürün eksiktir. Fire raporu hazırlanır, rakam beklenenden yüksek çıkar. Bir başka gün mağaza müdürü sipariş verir, ürünler beklenen hızda satılmaz ve bir bölümü son kullanma tarihine gelir.
Perakendede maddi kayıp ortaya çıktığında yönetimin ilk refleksi çoğu zaman zararın nedenini araştırmak değil, zararı bir kişinin üzerine yazmak oluyor.
Kasada açık varsa kasiyer, stok eksikse depocu, fire varsa mağaza müdürü…
Sonra da o çok kolay cümle geliyor:
“Bunu maaşından keseriz.”
İşte meselenin düğümlendiği yer burasıdır.
Çünkü işletmenin zarar etmesi ile çalışanın o zarardan hukuken sorumlu olması aynı şey değildir. Fakat bunun tersi de doğru değildir. Çalışan gerçekten kusurlu davranışıyla işverene zarar vermişse, bu zararın çalışanın sorumluluğunu doğurması mümkündür.
Dolayısıyla doğru yaklaşım, “çalışandan hiçbir zarar alınamaz” demek de değildir, “işletmede ne zarar çıkarsa çalışana ödetilir” demek de.
Önce zararın nasıl oluştuğuna, sonra çalışanın kusuruna, ardından da bu zararın hangi hukuki yolla talep edilebileceğine bakmak gerekir.
Kasa Açığı Çıktığında İlk Bakılacak Yer Çalışanın Cebidir Denilemez
Bir kasada açık çıkması, o kasaya bakan çalışanın otomatik olarak borçlu olduğu anlamına gelmez.
Örneğin mağazada aynı kasa gün içerisinde üç farklı çalışan tarafından kullanılmış olabilir. Sabah vardiyasındaki çalışan kasayı teslim etmeden yerinden ayrılmış, öğlen başka bir çalışan aynı çekmeceyi kullanmış, akşam kapanışını üçüncü kişi yapmış olabilir. Kullanıcı şifreleri ortak kullanılmış veya çalışanlar birbirlerinin kasalarına işlem yapmış olabilir.
Böyle bir sistemde akşam 3.000 liralık açık çıktığında son kasayı kapatan çalışana dönüp “Parayı sen ödeyeceksin” demek, açığın gerçekten o çalışanın kusurundan kaynaklandığını göstermeye yetmez.
Buna karşılık kasa yalnızca bir çalışanın kullanımındaysa, kasa kendisine usulüne uygun teslim edilmişse, başka çalışanların erişimi bulunmuyorsa ve yapılan inceleme sonucunda açığın çalışanın kusurlu işlemiyle bağlantısı ortaya konulabiliyorsa durum elbette farklıdır. Bu durumda çalışanın sorumluluğu gündeme gelebilir.
Buradaki temel mesele çok basit:
Kasa açığının bulunması bir sonuçtur. Çalışanın bu açıktan sorumlu olduğunun ortaya konulması ise ayrıca yapılması gereken bir değerlendirmedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 400. maddesi de işçinin işverene verdiği zarardan sorumluluğunu kusur esasına bağlamaktadır. İşin niteliği, çalışanın uzmanlığı ve kendisine verilen eğitim gibi unsurlar da değerlendirmede önem taşır.
Bu nedenle “kasada açık çıktı” cümlesi tek başına “çalışan ödeyecek” sonucunu doğurmaz.
Kasa Tazminatı Ödeniyorsa İşverenin Eli Güçlenir mi?
Kasa tazminatı ödenmesi, elbette çalışanın kasa sorumluluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek bir durumdur. Fakat kasa tazminatı, işletmeye sınırsız bir tahsil yetkisi vermez.
Örneğin çalışanın yalnızca kendisinin kullandığı, düzenli biçimde teslim aldığı ve kontrol ettiği bir kasada, kendi kusurlu işlemiyle meydana geldiği belirlenebilen bir zarar varsa kasa tazminatının varlığı önem taşıyabilir.
Ama aynı kasa beş kişinin kullanımındaysa, vardiya teslimleri düzgün yapılmıyorsa ve açığın kimin işleminden kaynaklandığı belirlenemiyorsa, bordroda kasa tazminatı bulunması tek başına bütün açığın çalışana yüklenmesi için yeterli değildir.
Burada ayrıca “kasa tazminatı”, “zararın tahsili” ve “ücret kesme cezası” kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerekir.
İş Kanunu’nun 38. maddesinde düzenlenen ücret kesme cezası, işverenin uğradığı her türlü maddi zararı çalışanın maaşından tahsil etmesini sağlayan genel bir düzenleme değildir. Bu, belirli şartlara bağlı bir disiplin yaptırımıdır.
Çalışanın işverene verdiği zararın tahsili ise ayrı bir hukuki konudur. Türk Borçlar Kanunu’nun 407. maddesi de işverenin işçiden olan alacağını ücret borcuyla takas etmesine ilişkin özel kurallar getirir.
Dolayısıyla işletme açısından “kasada açık var” demekle “bu tutarı bordrodan kesebilirim” demek arasında hukuken önemli bir mesafe vardır.
Fire Çıktığında Ürünün Parasını Kim Öder?
Perakendede fire kaçınılmaz bir kavramdır. Ürün kırılabilir, bozulabilir, son kullanma tarihi geçebilir, taşıma veya depolama sırasında zarar görebilir. Bunların bir kısmı doğrudan işletmenin ticari faaliyetinin içinde bulunan risklerdir.
Bu nedenle bir ürünün fireye ayrılması, ürün bedelinin otomatik olarak çalışanın maaşına yüklenmesini sağlamaz.
Örneğin mağazaya gelen ürün uygun koşullarda muhafaza edilmiş, çalışan kendisine verilen prosedürlere uygun hareket etmiş ve buna rağmen ürün beklenmeyen bir nedenle satılamaz hale gelmişse ortaya çıkan zarar işletmenin ticari faaliyeti kapsamında değerlendirilebilir.
Fakat çalışan kendisine bildirilen muhafaza koşullarına uymamış, gerekli özeni göstermemiş veya açıkça verilen talimatlara aykırı davranmış ve bunun sonucunda ürünlerin zarar gördüğü ortaya konulmuşsa çalışanın sorumluluğu gündeme gelebilir.
Burada da kritik nokta firenin kendisi değil, firenin kaynağıdır.
Bir mağazada her ay yüksek fire çıkıyor diye her ay personelden kesinti yapmak, firenin nedenini ortadan kaldırmaz. Belki ürünler mağazaya gereğinden fazla gönderiliyordur. Belki stok devir hızı doğru hesaplanmıyordur. Belki depolama koşulları yetersizdir. Belki sipariş sistemi hatalıdır.
Çalışanın kusuru varsa bunun karşılığı ayrı değerlendirilir. Fakat işletmenin kendi süreçlerinden kaynaklanan kaybı personele dağıtmak, sorunu çözmek değil, zararın yerini değiştirmektir.
Yanlış Sipariş Veren Mağaza Müdürü Şirketin Zararını Ödemek Zorunda mı?
Bu konuda da perakendede sık yapılan bir yanlış var.
Mağaza müdürü sipariş vermiştir. Ürün satılmamıştır. Fire oluşmuştur. O halde müdür zararı ödeyecektir.
Bu kadar basit değildir.
Mağaza müdürü, kendisine verilen yetki çerçevesinde şirket adına ticari karar veren bir çalışandır. Sipariş verirken geçmiş satışlara, mevcut stoğa, sezon beklentisine ve elindeki diğer verilere göre hareket eder. Bu tahminin her zaman doğru çıkması mümkün değildir.
Geçmişte yüksek satış yapan bir ürünün sonraki dönemde satmaması, tek başına müdürün kusurlu olduğu anlamına gelmez.
Ancak müdür stokları hiç kontrol etmeden sipariş vermişse, açıkça belirlenmiş sipariş prosedürlerini görmezden gelmişse, mevcut stokları dikkate almadan olağan dışı miktarlarda sipariş vermişse veya görevinin gerektirdiği özeni göstermediği somut biçimde ortaya konulabiliyorsa, ortaya çıkan zararda kusuru gündeme gelebilir.
Burada ticari karar ile kusurlu davranış arasındaki ayrım önemlidir.
Bir yöneticinin yaptığı her ticari tahmin tutmayabilir. Şirketin her ticari kararını çalışanına garanti ettirmek, yöneticiliği fiilen şirket ortaklığına çevirmek olur.
Buna karşılık yöneticinin açıkça görevini ihmal ederek şirkete zarar vermesi de “ticari risk” denilerek geçiştirilemez.
Dolayısıyla yanlış siparişin sonucuna değil, yanlış siparişin nasıl verildiğine bakmak gerekir.
“Maaşından Keseriz” Cümlesi Neden Bu Kadar Kolay Kurulmamalı?
Perakendede bazen yönetici odasında bir zarar konuşulurken konu birkaç saniyede kapanır:
“Bu ay maaşından keseriz.”
Oysa ücret kesintisi, işletmenin zararını kapatmak için kullanılabilecek sınırsız bir araç değildir.
İş Kanunu’nun 38. maddesindeki ücret kesme cezası belirli şartlara tabidir. İşverenin uğradığı zararın çalışandan tahsil edilmesi ise bunun dışında ayrıca değerlendirilir.
Dolayısıyla kasada 5.000 lira açık çıkması, işverenin bordroya 5.000 liralık eksi yazabileceği anlamına gelmez.
Öncelikle çalışanın sorumluluğu ortaya konulmalıdır. Zararla çalışan arasında bağlantı kurulmalıdır. Ardından tahsilatın hangi hukuki dayanağa ve hangi yönteme göre yapılabileceği belirlenmelidir.
Çalışanın ücretinden yapılacak her kesintiyi “zarar ettik, o halde keseriz” mantığıyla açıklamak mümkün değildir.
İşverenin gerçekten haklı olduğu bir durumda dahi doğru yöntem önemlidir.
Çünkü haklı bir alacağın yanlış yöntemle tahsil edilmeye çalışılması, işvereni de hukuki bir uyuşmazlığın içine sokabilir.
Peki Çalışanın Kusuru Kesin Olarak Ortaya Çıkarsa?
O zaman tablo değişir.
Çalışanın kasıtlı veya kusurlu davranışıyla işverene somut bir zarar verdiği ortaya konulabiliyorsa, işverenin bu zararın giderilmesini istemesi mümkündür.
Burada çalışanın korunması ile çalışanın sorumsuz tutulması birbirinden ayrılmalıdır.
Bir çalışan gerçekten şirketin parasını kendi kusuruyla zarara uğratmışsa bunun hiçbir sonucu olmayacağını söylemek doğru değildir. Aynı şekilde bir çalışan görevinin gerektirdiği özeni göstermemiş ve bu nedenle işletme gerçek bir zarara uğramışsa sorumluluğunun değerlendirilmesi gerekir.
Fakat bunun için “zarar var” demek yetmez.
Zararın miktarı, çalışanın davranışı, kusurun niteliği ve zarar ile davranış arasındaki bağlantı ortaya konulmalıdır.
İşverenin elinde kamera kaydı, kasa işlem kayıtları, teslim tutanakları, stok hareketleri veya başka somut veriler bulunuyorsa bunlar olayın değerlendirilmesinde önem taşır.
Yani mesele çalışanın otomatik olarak korunması değil, sorumluluğun doğru kişiye ve doğru ölçüde yüklenmesidir.
Asıl Sorun Bazen Çalışan Değil, Sistemin Kendisi
Perakendede en tehlikeli alışkanlıklardan biri, her zararı kişiselleştirmektir.
Kasa açığı varsa kasiyer değişir.
Stok farkı varsa depocu suçlanır.
Fire yükselirse mağaza müdürü uyarılır.
Satış düşerse satış personeline baskı yapılır.
Fakat aynı sorun birkaç ay sonra yeniden ortaya çıkar.
Çünkü çalışan değişmiştir ama sistem değişmemiştir.
Aynı kasa kullanım problemi devam eder. Aynı sipariş sistemi kullanılır. Aynı stok kayıt hataları sürer. Aynı depolama problemi devam eder.
Sonra yeni bir çalışan bulunur ve aynı süreç tekrar başlar.
İyi yönetim burada devreye girer.
Kasa açığı sürekli yaşanıyorsa yalnızca kasiyere değil, kasa kullanım sistemine de bakmak gerekir. Stok farkı sürekli oluşuyorsa sayım yöntemini, ürün hareketlerini ve sistem kayıtlarını incelemek gerekir. Fire yükseliyorsa sipariş, depolama ve satış hızlarını birlikte değerlendirmek gerekir.
Çünkü bir işletmede aynı hata sürekli farklı çalışanların başına geliyorsa, sorun yalnızca çalışanlarda olmayabilir.
Bu yaklaşım çalışanı hatasından muaf tutmak değildir. Tam tersine, gerçekten kimin sorumlu olduğunu bulmanın yoludur.
Son Söz
Perakendede kasa açığı da olur, stok farkı da, fire de, yanlış sipariş de.
Bunların her biri işletme açısından gerçek bir maliyet yaratabilir.
Ancak ortaya çıkan maliyetin çalışana yüklenebilmesi için önce çalışanın bu zarardan sorumlu olup olmadığı belirlenmelidir. Kasa tazminatı bulunması, firenin ortaya çıkması veya siparişi yöneticinin vermiş olması tek başına yeterli değildir. Çalışanın kusuru, zararın oluşumundaki etkisi ve uygulanacak hukuki yöntem ayrıca değerlendirilmelidir.
Bunun yanında çalışanın kusurunun gerçekten ortaya konulduğu durumlarda da işverenin zararını talep etme hakkı göz ardı edilmemelidir.
Yani doğru yaklaşım ne “çalışandan hiçbir şekilde tahsil edilemez” demektir ne de “işletmede ne zarar çıkarsa personelden kesilir” anlayışıdır.
Doğru yaklaşım, zararın kaynağını bulmak ve sorumluluğu somut olaya göre belirlemektir.
Bir mağazada 3.000 liralık kasa açığı çıkmış olabilir. O 3.000 lirayı bir çalışanın maaşından kesmek, işletmenin o günkü zararını kapatabilir.
Ama asıl başarı, aynı açığın neden oluştuğunu bulup ertesi ay tekrar yaşanmasını önlemektir.
Çünkü perakendede iyi yönetim, zararın faturasını en kolay çıkarılabilecek kişiyi bulmak değil; sorumluluğu doğru belirleyip aynı zararı yeniden üretmeyen bir sistem kurmaktır.
Sorumluluk Reddi
Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Yazıda yer alan bilgiler hukuki danışmanlık veya somut bir olay hakkında hukuki görüş niteliği taşımaz.
Kasa açığı, fire, stok farkı, çalışanın sorumluluğu, ücret kesintisi ve benzeri konularda uygulanacak hükümler; olayın özelliklerine, iş sözleşmesine, işyeri uygulamalarına, mevcut belgelere ve yürürlükteki mevzuata göre değişiklik gösterebilir.
Bu nedenle yazıdaki bilgilerin tek başına herhangi bir işlem, ücret kesintisi, disiplin uygulaması, fesih veya hak talebi için dayanak olarak kullanılmaması gerekir. Somut bir uyuşmazlıkta yetkin bir hukukçudan profesyonel görüş alınması önerilir.
www.dogrusunuogren.com tarafından sunulan bu içerik nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak ortaya çıkabilecek sonuçlardan site yönetimi sorumlu tutulamaz.